29.01.2010

Yaşadığımız olaylar sonucu yaptığımız iç konuşmalar o olaya karşı davranışlarımızı yönlendirir. Bir olay karşısında verdiğimiz tepkilerin çoğu iç konuşmalarımızla şekillenir. Bir kız görürüz ve içimizden ‘’çok güzel kız!’’ deriz. Daha sonra O kızla ilgili davranışlar sergileriz. Eğer kız güzel diye düşünüp, iç konuşmalarımızı bu yönde yaptıysak. O kıza karşı ilgi duyma davranışı geliştiririz ya da olumlu duygu durumu içine gireriz. Şayet iç konuşmalarımızda O kız için ‘’ çok çirkin kız! ‘’ demiş olsaydık. O’na karşı sergilediğimiz davranışta olumsuz olacaktı. Yani bizim davranışlarımızı ve duygu durumumuzu iç konuşmamız yönlendiriyor. Hakan on yedi yaşında üniversite sınavına (Ö.S.S) hazırlanan lise son öğrencisiydi. Okulunda ve derslerinde başarılı bir öğrenciydi fakat Hakan özgüven problemi yaşıyordu. Hep kendisini diğer öğrencilerle kıyaslayıp onların kendinden üstün yanlarını buluyor ve böylece daha alt seviyede olduğu sonucuna varıyordu. Bu sonuç onun kendisine olan güvenini sarsıyor ve başaramayacağım düşüncesini destekliyordu. Hâlbuki Hakan’ın diğer çocuklardan daha fazla üstün yanı var olmasına rağmen kendini hep eksik yanları ile değerlendiriyordu. Hakan’ın beş üstün yanı bir üstün olmayan yanı varsa o kendini değerlendirmeye üstün olmayan yanı ile başlayıp olumsuz sonuca varıyordu. Bir nevi felaket tellallığı yapıyor ve sanki bir senarist gibi felaket senaryoları yazıyordu. Bu da kendine olan güvenini yok ediyor ve içindeki çalışma isteği kayboluyordu. Yani iç konuşmaları hep kendi aleyhineydi ve adeta kendi kendini aşağılıyordu. Kendindeki olanları yok sayarak, olmayanlar için kahrediyordu ve böylece bir boşluğa düşürüyordu kendini. Beyni artık bu iç konuşmalardan, iç hesaplaşmalardan o kadar yorulmuştu ki, derslerde anlatılanları anlamaz hale gelmişti. Kendi içinde verdiği savaş ile uğraşmaktan derslere odaklanamaz hale gelmişti. İçindeki bu savaş devam ettikçe, başaramayacağım düşüncesi büyüyor, derslerindeki ani düşüşte başaramayacağım düşüncesinin sanki bir göstergesi gibi algılıyordu. Kendine ‘’ Başaramayacağım apaçık, ben zeki değilim zaten ders notlarımda düştü. Bunu yapabilecek kapasite yok bende’’diyordu. Kendi kazdığı kuyuya kendini hapsetti ve tekrar kuyudan çıkamayacağım düşüncesiyle birlikte artık bir uzmandan yardım alması gerektiğini anlayarak bize başvurdu. Tabi bize anlattığı sorun çok farklıydı yani Hakan’ın gördüğü sorun, yukarıda altığımız gibi algılamıyordu bunu. Kendini şöyle anlatıyordu ’’ Bende dikkat eksikliği ve algılama kıtlığı başladı. Artık öğretmenlerimin anlattıklarını algılamakta güçlük çekiyorum, dikkat eksikliğim var sanki geri zekâlı gibiyim.’’ Yaşadığı bu endişe ve iç konuşmalarla kendini çok kötü bir duruma sokmuştu. Doğru Bildiğimiz Yanlışlar Kendini bu kadar çok yargılamana ve eleştirmene sebep olan şey ne? Diye sorduğumda. Cevabı; ben kendimi eleştirmesem, yargılamasam bundan kurtulamam. Bu düşünce O’na göre belki doğruydu ama Hakan’ı nasıl bir kısır döngünün içine soktuğunu göremiyordu. Hâlbuki kendini eleştirmesi ve yargılaması kendine olan güvenini zedeliyordu. Kuyunun içinden çıkmak istiyor ama aynı zamanda da çıkmasına engel olsun diye ayağına bağladığı ipi sıkı sıkı düğümlüyordu. Tırmanmaya, çıkmaya çalıştıkça ayağına bağladığı ip (kendini eleştirme ve yargılama) O’nu tekrar kuyunun dibine çekiyordu. Böylece kendine olan güveni ve inancı her seferinde daha çok hasar görüyordu. Doğru bildiği yanlışların farkına varmasını sağladığımızda kendisi de bu duruma çok şaşırdı. İnsan nasıl kendine bu kadar acımasız davranabilir ki diyordu. Evet insanlar kendilerine gerçekten çok acımasız davranabiliyorlar. Zaten birçok sorunla uğraştığımız bu hayatta birde ekstra sorunlar yaratmakta üstümüze bir başka insan daha bulamayız herhalde. Belki yaptığımızın farkında değiliz ama bunu fark edecek yetenek hepimizde mevcut. Ya da sizin içinizdeki bu yeteneği görmenizde yardımcı olacak biz psikologlar varız. Sadece yapmanız gereken bu imkânı kullanmak. Yukarıda verdiğimiz örnek hayatımızın bütün alanlarına uyarlanabilir. İç konuşmalarımız bizi hayatımızın her alanında olumlu ya da olumsuz etkileyebilir. Eğer iç konuşmalarımızı, içimizdeki Ben’i anlayabilir ve O’nu yönlendirebilirsek elimizde çok güzel bir güç olur. Nasıl ki bir neşter doktorun elinde şifa cahilin elinde cefa oluyorsa, iç konuşmalarımızda bizim için şifa da olabilir cefa da. Kendimizi olumlu telkin eder, olumlu iç konuşmalar yapmayı öğrenirsek bu bize olumlu yansıyacaktır. *İçinizdeki BEN ile barışmayı unutmayın!

Psk. Ayhan ALTAŞ

)

Henüz hiçbir yorum yapılmadı.